ANASAYFA arrow Rehberlik-Öğretmen
Pazar, 05 Eylül 2010
 
 
Hızlı Arama
Main Menü
ANASAYFA
Personel
Resimler
İletişim
Arama
Dosyalar
Ziyartç.Defteri
REHBERLİK
Rehberlik-Öğretmen
Rehberlik-Aile
Mesleki Rehberlik
Atatürk Köşesi
Atatürk'ün Hayatı
Altınoluk Necmi Şahin İlköğretim Okulu Altınoluk Necmi Şahin İlköğretim Okulu kaliteli hayat
Menü
Şiirler
Yazılar
Sözlük
İşgünü Takvimi
Mesaj Kutusu
Belirli Gün Ve Haftalar
Duyurular
Yorumlar
Öğrenci Menü
Oyunlar
Tekerlemeler
Online Test
OKULUMUZ
Okulumuz
Öğrenci Kıyafetleri
Hizmet Tablosu
Site Haritası
Üyeler İçin
Admin Paneli
SAAT
Takvim
Ağu Eyl 2010 Eki
PSÇPCCP
   1  2  3  4  5
  6  7  8  9101112
13141516171819
20212223242526
27282930 
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Rehberlik-Öğretmen PDF Yazdır E-posta
Yazar Eyyüp Özbek   
Perşembe, 26 Kasım 2009

Etkili öğretmenin sorun çözme stratejileri

 

Sorunu bilmek, çözüm için gerekli; ama yeterli değildir. Sorunun çözümü için strateji belirlenmeli, bu stratejinin aşamaları iyi plânlanmalı ve uygulama titizlikle gerçekleştirilmelidir.

Sorunu anlayın

Sorunu anlamak demek sorunun tanınması, belirlenmesi ve yorumlanması demektir.

Tanıma aşamasında sorunun istenmezlik düzeyi belirlenir. Örneğin arkadaşının elinden zorla kalem almaya çalışan öğrencinin bu davranışının nedeni acaba arkadaşının kalemini şiddet kullanarak gasp etmeye çalışmak mı, yoksa öğretmen görmeden başka bir öğrencinin kendinden aldığı kaleme yeniden sahip olmak mıdır? Bu iki durumda öğretmenin vereceği tepki doğal olarak farklı olacaktır.

Davranışın belirlenmesi ise davranış, davrananlar ve davranışın gerçekleştiği ortam hakkında bilgi sahibi olma aşamalarını içerir.

Davranışların yorumlanması ise davranışın olası nedenlerini içerir. Elde edilen bilgilerden, öğrenci ile görüşmelerde ve velinin görüşü alındıktan sonra öğretmen bazı sonuçlara varabilir.

Davranışın kim ve kimlerce yapıldığı, hangi sıklıkla tekrar edildiği, kimi veya kimleri rahatsız ettiği belirlenmelidir. Yanlış davranıştan hemen önceki olayın bilinmesi yanlıştan kaçınmayı ve onu önlemeyi kolaylaştırır.

Görmezden gelebilirsiniz

İstenmeyen davranışların engellenmesinde görmezden gelme bir metottur. Peki, görmezden gelmenin ölçüsü ne olmalıdır? Eğer istenmeyen davranış yani sorun; sınıf ortamını fazla bozucu değilse, hemen olup bitiyorsa, süreklilik arz etmiyorsa soruna gereğinden fazla önem verip büyütmek doğru değildir. Bu durumda sorunu görmezden gelmek sorunu önleyip söndürebilir.

Bozucu davranışlara yol açmayan, uğraşıldığında ilgi çekip yinelenebilecek olan küçük sapmalar görmezden gelinmelidir. Bozucu davranışlardan çok akademik etkinliklere yönelen öğretmenler daha etkili bulunmuştur.

Uyarabilirsiniz

Öğrenci, yaptığı istenmeyen davranışın ne gibi sonuçları olduğunu tam olarak bilmiyor ve anlamıyor olabilir. Bu durumda hem bilmeyi hem de anlamayı sağlayıcı uyarılar yapılabilir. Bu bağlamada öğretmen öğrencinin yaptığı istenmeyen davranışlara ön yargılı yaklaşmamalı ve davranışları kasıtlı olarak algılamamalıdır. Öğretmen davranışlar, nedenler ve sonuçları ve bunların değişkenlikleri hakkında öğrencileri bilgilendirmelidir. Örneğin "Derse gelirken kravat takılmalı, ama pikniğe giderken gerekmez." gibi. Öğretmen istenmeyen davranışların ne olduğunu, nedenleri ve olası sonuçlarını mantıklı bir şekilde öğrencilere anlatmalıdır. Öğrenci buna ikna olmazsa aynı davranışları yapmayı sürdürecektir.

Öğrenci bir davranışı ona inandığı için yapar. Bu nedenle istenen davranışların yapılması konusunda öğrencilere dayatmacı olunmamalıdır. Dayatma istenmeyen davranışın devam etmesine yol açabilir. Bunun yerine kafa ve kalplerine hitap edilerek aklen, mantıken ve duygusal olarak ikna edilmeleri gerekir. Öğrenci neye inanıyorsa onu yapar çünkü.

 

Uyarmanın bazı yolları ve aşamaları da vardır.

·                     Vücut dilini ve işaretleri kullanın

Uyarma yöntemlerinden biri vücut dilidir. İlk olarak istenmeyen davranışı gösteren öğrenciyle göz teması kurulabilir. Çünkü göz teması öğrenciyi iletişime davet eder, ilgi ve sıcaklık gösterir. Göz teması herkesle kurulmalıdır. Göz temasının değişik anlamaları vardır.

- Göz kırpma: Yaptığının farkındayım,

- Hafif eğilen baş işaretiyle birlikte göz kırpma: Devam et,

- Göz kapaklarının yukarıya kaldırılması: Davranışını onaylamıyorum, gibi anlamlar taşır.

Sınıftaki ışıkları yakıp söndürmek, sınıfın perdelerini açıp kapamak, masaya parmak veya bir cisimle hafifçe vurmak toplu uyarma işaretleri olarak kullanılabilir.

İşaretlerin kullanılması dersin bozulmasını ve diğer öğrencilerin olayın farkında olarak dersten kopmalarını engeller. Bu nedenle öğretmen ders anlatmayı aksatmadan ve diğer öğrencilere fark ettirmeden işretleri doğrudan, davranışı gösteren öğrenciye yöneltmelidir.

Yakınlaşın

Uyarılardan biri de yakınlaşmadır. Diyelim ki öğretmen ders anlatırken bir öğrenci de konuşuyor. Bu durumda öğretmenin konuşan öğrenciye doğru yürümesi, bir müddet yakınında veya yanında ders anlatması, bu esnada da öğrenciyle göz teması kurması etkili bir uyarma yoludur. Bu sırada ders anlatma devam ederse, sınıfın ders ortamı da bozulmamış olur. Öğretmen uyarıyı söze dökmediği için öğrenciyle iletişim de bozulmayacaktır.

Dokunun

Öğrenci istenmeyen davranışı hâlâ gerçekleştiriyorsa üçüncü aşamaya geçmek gerekir. Bu durumda öğretmen dokunma yöntemini kullanmalıdır. Öğrencinin yanına gidip kalemleriyle oynayabilir, sırasına bir iki kez hafif şekilde parmaklarıyla dokunabilir, öğrencinin omzuna dokunabilir.

Ergenlik çağında dokunma, yanlış anlamalara da yol açabileceğinden öğretmen dikkatli olmalı, okulun ve toplumun değer yargılarını da dikkate almalıdır. Alt sınıflarda ise öğretmenin fiziksel teması örneğin öğrencinin sırtına dokunması, elini omzuna koyması benimsenme duygusu verir.

Sözle uyarın

Eğer bu vücut dili uyarılarından hiçbiri istenmeyen davranışları engellememişse o zaman sözlü uyarı devreye girmelidir. Uyarı yapılırken hedef sadece istenmeyen davranışı gösteren öğrencinin davranışına yönelik olmalı, olabildiğince sınıftaki diğer öğrencileri rahatsız etmeyecek bir tonda ve sessizlikte gerçekleştirilmelidir. Gerekirse herkesin duyabileceği tonda da uyarı yapılabilir. Örneğin kalemiyle gürültü yaparak sınıfın ders ortamına zarar veren öğrenciye "Kalemin sıranın üzerinde dursa daha iyi olmaz mı?" şeklinde bir uyarı etkili sonuç verebilir. Sözel uyarıda alay veya öfke olmamalıdır. Gayet ciddi; ama sıcak ve yumuşak bir tonda uyarı gerçekleştirilmelidir. Esprili bir şekilde sözlü uyarı da yapılabilir; ancak konu ile ilgili rencide etmeyecek bir espri bulmak her zaman mümkün olmayabilir. Uyarı iletişimi bozmamalı, öğrenciyle iletişim devam etmelidir. Öğrenci öğretmenin kendisine "taktığını" düşünmemelidir. Uyarının kendisine değil davranışına yönelik olduğunu iyi bilmelidir.

Konuşturun

Soru sorma ve söz hakkı verme uyarma yöntemlerinden bir diğeridir. Diyelim ki bir öğrenci derse olan dikkatini kaybetti, arkadaşlarıyla konuşuyor. Bu durumda o öğrenciye: " Bu konuda sen ne düşünüyorsun?" denilerek öğrencinin istenmeyen davranışı sonlandırması sağlanabilir. Ancak bu süreçte öğrencinin gerçekleştirdiği istenmeyen davranışa dikkat çekilmez, soru veya söz hakkıyla bu davranış sonlandırılmaya çalışılır.

Yer değişikliği yapabilirsiniz

Sınıftaki öğrencilerin yerlerini değiştirmek uyarı yöntemlerinden bir diğeridir. Yapılan bütün uyarılara rağmen yanındaki arkadaşıyla konuşan öğrencinin yeri gerekçe gösterilerek değiştirilebilir. Bu, sürekli konuşan ve etrafını rahatsız eden öğrencilerde etkili sonuçlar verir.

Derse ara verebilirsiniz

İstenmeyen davranışların gerçekleşmesi derse ilginin azaldığını, koptuğunu gösterir. Ders öğrenci için ilginç olmaktan çıkmıştır artık.

Sorunları sınıf etkinliklerine katılmayan öğrenciler yaratır, diğerlerini de bu etkinliklerden koparabilir. Bu durumda istenmeyen davranışın nedenini ortadan kaldırmak gerekir, derse ara verme, not tutulmasını sağlama, fıkra anlatma, motive edici sözler söyleme, hedefleri hatırlatma, dersi ilginçleştirme yapılabilecek bazı değişikliklerdendir.

Sorumluluk verebilirsiniz

İşe yaramadığını düşünen öğrenci, davranışlarıyla bu duruma tepki gösterir. Kendi varlığını olumsuz davranışlarla göstermeye çalışır. Bunun için öğrenci tanınmalı ve ona uygun bir iş bulunmalıdır. Tahtayı sildirme, yoklamayı yaptırma, araç gereçlerin taşınmasında ve kurulmasında görev verme bu işler arasında sayılabilir. Öğretmen bu tür öğrencileri kendine asistan yapabilir.

Not tutmayan öğrenciler diğer öğrencileri ve öğretmeni rahatsız edebilir. Çünkü herkes not tutarken o boş durmaktadır. Bu durumda öğrenci kendine iş bulur. Tabiî bu işe öğrencilerin ve öğretmenin istemediği bir iş olacaktır. Bu durumda her öğrencinin not tutması sağlanmalıdır.

En yaramaz öğrenciyi sınıf başkanı yaparak sınıfın uyması gereken kuralları önce ondan beklemek ve böylece öğrencilere hem örnek olmasını sağlamak hem de onun istenmeyen davranışlarının önüne geçmek de bir yoldur.

Konuşabilirsiniz

Öğretmen öğrenciyle sorunları görüşme, konuşma metoduyla da masaya yatırabilir. Konuşma derste, dersten sonra; bireysel veya grupla olabilir. Bu yapılırken bazı hususlar dikkate alınmalıdır.

Sorun masaya yatırılırken kişi hedef alınmamalı, sadece davranışlar gündeme getirilmelidir. Davranışların istenen ve istenmeyen boyutları anlatılmalıdır. İstenmeyen davranışların sonuçları örneklenerek belirtilmeli ve öğrencinin mantığına seslenilmelidir.

Sınıfta veya grup içinde öğrenciyle tartışmaya girilmemeli, öğrenci arkadaşları içinde eleştirilmemeli, konu üzerinde tartışmaya girilmemelidir. Eğer davranıştan dolayı ders aksayacaksa konuşma ders sonrasına bırakılmalıdır.

Konuşma için ders sonrasında sınıf, idare odaları veya rehberlik odası kullanılabilir. Konuşmanın yapılabilmesi için öğrenciye vaktinin olup olmadığı mutlaka sorulmalıdır. Mümkünse görüşmeden diğer öğrencilerin haberinin olmaması sağlanmalıdır.

Okul çıkışında bir süre birlikte yürünerek de konuşma yapılabilir. Ancak ergenlik dönemindeki bir öğrenci ile karşı cinsten bir öğretmen kapalı bir yerde yalnız olarak görüşmesi sıkıntı doğurabilir. Bu nedenle öğretmen bu görüşmelerinde yaş, psikoloji, algılama, duygusal hâl, gibi öğrenci durumlarını dikkate alarak ve yanında da bir başkası da bulunarak bu tür görüşmeleri gerçekleştirmelidir.

Ders dışında konuşmanın en önemli avantajlarından birisi kitle psikolojisinden kurtulmak ve sorunu çatışmaya dönüştürmeyi önlemektir. Çünkü öğrenci ve öğretmen, konuşmalarında bir üçüncü tarafın düşüncelerini, tepkilerini dikkate almayacağından daha rahat, daha içten ve daha kolay iletişim kurar ve endişelerden uzak olurlar.

Davranışın hemen ardından konuşmak hem davranışın onaylanmadığını, hem de kolay hatırlanır olmasından dolayı verimli olur. Öğretmen özellikle başkalarının eğitim hakkının engellenmemesi üzerinde durabilir.

Sınıf dışında konuşmak öğretmen ve öğrenciye düşünme payı bırakır. Duygu yoğunluğunun azalmasını sağlar. Sorunun kişiselleştirme oranını azaltır.

Okul yönetimi veya aile ile iletişim kurabilirsiniz

Okulda hoş görülmeyen bir kısım davranışlara evde onay verilebilir. İstenmeyen davranışların bir kısmının kaynağı aile olabilir. Bu durumlarda öğretmen aileyle görüşmeli, yapılması gerekenleri işbirliği içinde uygulamaya çalışmalıdır. Ancak çocuk bu görüşmeden olumsuz etkilenmemelidir. Bu nedenle öğretmen aileleri iyi tanımalıdır.

Aile, öğrenciye kötü davranabilir veya aile öğrenci tarafından kötü davranışa muhatap kalabilir. Bu durumda çevreye karşı öğretmen ve aile ittifak yapmalıdır. Ailenin bir ferdinin çocuğu okula getirip götürmesi bu gibi durumlarda etkili sonuçlar verebilir.

Sorun Çözmede Etkili Bir Model

Sorun çözümünün insan ilişkilerine dayalı olduğu pratik bir metot vardır. Şimdi bu metodu, uygulama aşamalarıyla birlikte tanıtalım.

Sorunu belirleyin

Sorunları aşabilmenin temelinde o sorunu iyi tanımlamak vardır. Tanımlanan soruna karşı ancak bir çözüm stratejisi üretilebilir. Eğer sorun yanlış tanımlanırsa yanlış bir çözüm üretilecek, dolayısıyla da çözüme ulaşılamayacaktır. Yani yanlış teşhis, yanlış bir tedavi demektir. Yanlış tedavi ise sorunu çözmediği gibi gerek gecikmeden gerekse yanlış uygulamalar nedeniyle sorun daha da büyüyecektir. Sorunun belirlenmesi, sorunun kime ait olduğuyla yakından ilgilidir.

Sorunun kime ait olduğunu belirleyin

Sorunun kimde olduğuna dair temel ölçümüz şudur: Öğrencinin istediği ama öğretmenin istemediği durumlarda sorun öğretmenindir. Öğrencinin istemediği ama öğretmenin istediği ve bu istek doğrultusunda gelişen durumlarda sorun öğrencinindir. Yani sorun çözülmediğinde zararı kim görürse sorun ondadır.

Örneğin öğretmenin ödev verdiği bir öğrenci, öğretmene o ödevi belirli bir nedenden dolayı yapamayacağını ilettiği hâlde öğretmenin bu durumu dikkate almayıp öğrenciden bu ödevi yapmasını istemesi ve öğrencinin de istemeden o ödevi yapması öğrencinin sorunudur. Çünkü bu durumu öğretmen sorun olarak görmez ve sonuçta öğretmenin istediği yerine gelir. Öğrenci bu durumu sorun olarak görür; çünkü istemediği bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Eğer öğrenci öğretmenin bu tavrından dolayı çok üzüldüyse ve öğretmene çok kızgınsa ve bunu öğretmen hiç söylemediyse öğretmen ortada sorun olduğunu bile hissetmez. Ancak öğrenci herhangi bir nedenle bu duygularını öğretmenine yansıtırsa öğretmen öğrencinin bir sorunun olduğunu fark edecektir.

Örneğin öğrenci gürültü yapıyor, çevresindekileri konuşmalarıyla rahatsız ediyorsa sorun öğretmendedir. Yani bu durumu öğretmen sorun olarak görmektedir. Yoksa sorunlu öğretmendir demek istemiyoruz.

Öğretmen kendi sorunu ile öğrencinin sorununu şu şekilde ayırabilir:

- Bu davranış benim üzerimde gerçek somut bir etki yaratıyor mu?

- Olumsuz etkilendiğim için mi bu davranışı kabul edemiyorum?

Öğretmen bu sorulara "evet" diyebiliyorsa sorun öğretmenindir.

Sorun öğretmeninse…

Diyelim ki sorun öğretmende. Bu durumda "yüzleşme" tekniği kullanılmalıdır. Yüzleşme metodunun temelinde "sen iletileri" yerine "ben iletileri"nin kullanılması vardır. "Ben iletileri"nde önce sorun tanımlanır, sonra sorunun öğretmen üzerindeki kesin, gerçek, somut etkisi öğrenciye söylenir; üçüncü aşamasında ise duygular dile getirilir. Örneğin: "Sen ayaklarını sıranın dışarısına çıkarınca (davranışın tanımı), arada yürürken onlara takılabilirim (somut etki) ve düşüp bir yerimi incitebilirim diye korkuyorum (duygu)." gibi. Bu örnekte "ben iletisi"nin bu üç aşaması da vardır. Yani ben iletileri davranış, etki ve duygu zincirinden oluşur.

"Ben iletileri"nde suçlama, değerlendirme, çözüm üretme ve ahlâk dersi verme yoktur. "Ben iletileri"nde "sen" zamiri genelde kullanılmaz; ama kullanılırsa suçlama değil de bir bireyin davranışını tanımlama esas alınır. Sorunun etkisi açıkça dile getirilir. Top öğrenciye atılır. Artık gerisini öğrenci düşünecektir…

"Yere atılmış kâğıtları görünce öğretmenlik görevimi iyi yerine getiremediğimi düşünüyorum, bu da beni çok üzüyor." cümlesi, içinde "sen" zamiri olmayan bir "ben iletisi"dir. "Sen kapıyı kilitlemeyince (yargılamayan tanımlama), bazen eşyalarım çalınıyor (somut etki)." cümlesinde ise "sen" zamiri olmasına rağmen bu cümle bir "ben iletisi"dir. Çünkü cümle, sorundan ve açık etkisinden söz ediyor. Yargılama, suçlama, çözüm önerme yok…. Bu yöntemde öğretmen rahatsız olduğu konuyu öğrenciye "ben" iletileri sayesinde somut bir şekilde anlatıyor. Öğrenci bu durumda üzerine düşeni yapacak ve istenmeyen davranıştan vazgeçecektir.

Sorun öğrencininse…

Öğretmene sorun yaratan davranışlar yüzleşme, öğrenciye sorun yaratan davranışlar etkin dinleme ile giderilir. Sorun öğrencide ise yani öğrencinin rahatsız olduğu bir durum varsa, öğretmen bu sorunu etkin dinleme ile belirler. Diyelim ki öğrenci derslere sürekli geç kalıyor. Sanıldığı gibi bu sorun öğretmene değil, öğrenciye zarar verir. Öğretmen bu durumda etkin dinlemeyi gerçekleştirerek sorunu anlamaya çalışmalıdır. Etkin dinlemenin merkezinde öğrenci vardır. Öğretmen bu sistemden yararlanır ve sorunun çözülmesinde yol gösterici olur. çünkü sorun öğrencinindir ve çözümü bulup uygulayacak olan da öğrencidir. Öğretmen bu durumda, etkin dinleme sayesinde elde ettiği verilerden yola çıkarak öğrenciye sadece rehberlik yapacaktır.

Etkin dinlemede öğretmen öğrenciyi konuşturur. Öğrenciyi dinlerken söylediği sözlere dikkat eder. Öğrenciden aldığı ipuçlarına vurgu yaparak öğrencinin daha fazla açılmasını sağlar. Bu sırada kendisi ona fikir vermez. Sadece onu konuşması için cesaretlendirir ve konuşması için güven ortamı oluşturur. Sorunu öğrencinin tespit etmesini ve çözümü de öğrencinin bulmasını ister. Burada çözümü uygulayacak olan öğrencidir. Öğrenci neyi yapıp neyi yapamayacağını en yi kendisi bileceğinden dolayı çözüme bu yöntemle ulaşmak daha koyladır. Etkin dinleme yönteminde belirlenen çözüm yönteminin kararını öğretmen değil de öğrenci aldığından öğrenci kendi kararlarını kendisi uygulayacaktır. Bu da öğretmenin dayatmacı olmasını engelleyecektir. Sorunun çözümünü sağlayacaktır.

Çatışma durumunda…

Öğretmen ile öğrenci arasındaki sorunlar bazen çözümsüz kalabilir ve ortaya bir çatışma çıkabilir. Bu durumda tek başına ne yüzleşme ne de etkin dinleme sonuç verecektir. Bu durumda yeni bir yöntem gereklidir.

Öğretmen - öğrenci ilişkilerinde sorun yaşanması doğaldır. Bu sorunlara çatışma denebilir. Öğretmen veya öğrenciden birinin davranışları, öbürünün isteklerine ters düşüyor, isteklerini engelliyor ya da öğrenci veya öğretmenlerin değerleri birbirine uyuşmuyorsa ortada bir çatışma durumu var demektir. Bu çatışmalar öğrenci merkezli ise ve yüzleşme ve diğer yöntemlerle engellenemiyorsa, ya öğrenciyi çatışmaya neden olan davranışı yapmaya yönelten dürtü çok güçlüdür ya da öğretmen ile iyi ilişkiler içinde değildir. Öğrenciyi öğretmenle arasında çatışma çıkmasına neden olan davranışı yapmaya yönelten dürtü çok güçlüyse öğrenci istese de çatışmaya son veremeyecektir. Eğer öğretmenle öğrenci arasında ilişki iyi değilse öğrenci öğretmenin isteklerini dikkate almayacaktır. Çünkü çatışmalar insan ilişkilerinin bir parçasıdır. İki durumda da çatışma önlenemeyecektir.

Çatışma çatışacak tarafları gündeme getirir. Yani bir çatışmada sorun hem öğretmenin hem de öğrencinindir. Bu durumda çözüm adına gündeme "kaybeden yok" yöntemi gelecektir. Kaybeden yok yöntemi, temelde çıkarlar çatıştığında her iki taraf için de kabul edilebilecek ve hiçbirinin kaybetmeden kazanabileceği bir çözüm üretme yöntemidir. Öncelikle kimse kimseyi rakip olarak görmez. Önemli olan kardeşliktir. Bir arada olmaktır. Eğitim öğretim sürecini sağlıklı olarak sürdürmektir.

Bu yöntem taraflardan birinin diğerine boyun eğmesini gerektirmez. Çünkü bu yöntemde güç kullanılmaz. Kaybeden yok yöntemi bir süreçtir. Taraflar etkili sonuca ulaşana kadar pek çok etkileşim içinde olurlar. Esası, iletişime dayanır. Öğretmen - öğrenci çatışmasında her iki taraf soruna kalıcı ve kullanılabilir ve de sonuç alınabilir çözümler üretir. Bu çözümlerden her iki tarafın anlaşmış oldukları uygulamaya konur. Yani bildiğimiz "müzakere" süreci.

Tabiî "müzakere"nin de aşamaları vardır.

  • İlk aşama sorunu tespit etmek, tanımlamaktır.
  • İkinci aşama sorunu çözebilecek çözümleri birlikte üretmektir.
  • Üçüncü aşama çözümleri değerlendirip uygulanma olasılığı olanları araştırmaktır.
  • Dördüncü aşama çözüm yöntemini karara bağlamaktır.
  • Beşinci aşama ise sorunun çözümünde uygulanacak yöntemin nasıl uygulanacağını belirlemektir.
  • Altıncı aşama çözümün başarısını değerlendirmektir.

 

 

 

 

Bu yöntemde işbirliği esas olduğundan öğretmen öğrenci ilişkileri bozulmaz. Eğitim öğretim sekteye uğramaz. Öğrenci ve öğretmen el ele vererek ortak noktada buluşur ve sorunu çözmeye çalışır. Sonra da değerlendirme yapar. Kimse kaybetmez, herkes kazanır.

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 26 Kasım 2009 )
 
 
Top! Top!